Thursday, February 23, 2012

Çevreciler kazandı, altıncılar kaybetti

Çevreciler kazandı, 

altıncılar kaybetti

Kazdağları’nda yapılmak istenen
altınişletmeciliğine karşı direnişte
yöre Kızılelma köylüleri büyük birzafer
kazandı.
Yüzlerce jandarma Çanakkale ve
diğer köylerden gelenleri Valinin
talimatıile sokmamaya çalışırken
köye tepelerden,tarlalardan girildi.
Köylüler altıncı şirketin
adamlarını teneke çalarak köylerinden
kovdu. Kirazlı da ise ÇED toplantısında
sadece şirket çalışanları bilgilendirilirken
Çevre Platformu Savcılığa suç duyurusunda
bulunacağını açıkladı.
Kazdağları’nda altın madeni istemeyen yöre
halkının, bir süredir altıncı şirketlerin ÇED
Halkı Bilgilendirme Toplantılarına izin
vermemesive maden yetkililerini köylerinden kovmasına
bir yenisi daha eklendi. Çan Kızılelma Köyünde yapılmak istenen ÇED toplantısına
katılmak isteyen çevreciler, Jandarma’nın engellemesiile karşılaştı. Kızılelma köyü
girişinde durdurulan gruplarınüstü arandı ve köye girmelerine izin verilmedi.
Tepe ve tarlalardan köye yürüdüler
Bunu haber alan Kızılelma köylüleri grubun durdurulduğu bölgeye kadar yürüdü.
Jandarma ile görüşen ancak bir sonuç alamayan köy halkı çevrecilerle birlikte
tarlalardan ve tepelerdenbarikatı aşarak toplantının yapılacağı bölgeye geri geldi.
Daha sonra toplantının yapılacağı muhtarlık binasınagiren köy halkı madencileri
kovdu.
Aynı köyde yapılması planlanan Çamyurt köyündeki altın madeni ile ilgili
ÇED toplantısı da köylülerin yoğun tepkisi nedeniyle yapılmadı. Kirazlıda
geçekleştirilenÇED toplantısına ise vatandaşlar yerine şirket çalışanları katıldı. Toplantıyı
yönetenÇevre ve Şehircilik İl Müdürü Namık Güver, şirket çalışanlarının ÇED konusunda
bilgilendirilmesini sağladı.
Çanakkale Çevre Platformu Dönem Sözcüsü Hicri Nalbant, savcılığa suç
duyurusunda bulunacaklarını açıkladı.  Gerginliğin artması üzerine bölgeye
İl Jandarma Alay Komutanı Kıdemli Albay Sayit Koca da geldi. Valilikten gelen
genelgeyi uyguladıklarını belirten Koca, vatandaşın geçişlerine izin vermeyeceğini
söyledi.
Kirazlı köyünde yaşananlara sert tepki gösteren Belediye Başkan Vekili Muharrem
Erkek,“Çocuklarımızın, Çanakkale’nin geleceğine duyarlı olduğumuz için buradayız. 
Yarın öbür gün bu altını çıkartan şirketler buradan gidecek. Biz yine bu topraklarda 
yaşayacağız. Bu bölgede yaşayan herkesin bu toplantıya katılma hakkı vardır. 
Biz bu yöre insanına destek vermek için buradayız. Mücadeleye inandığımız için buradayız. 
Biz talimat genelge devleti değiliz biz hukuk devletiyiz. Her şeye rağmen 
hakkımızı hukuka uygun kullanacağız. Bu toplantının hukuken bir geçerliliği yok” dedi.
Suç duyurusunda bulunacaklar
Çanakkale Çevre Platformu Dönem Sözcüsü Hicri Nalbant, altın şirketi elemanları
kamu görevlileri ve şirketin kiralık tuttuğu elemanlarla toplantı yapıldığını belirterek,
“Baro temsilcisi, köy muhtarı ve ben, bunu belgeleyen tutanak tutuk.
Yasadışı toplantıyı düzenleyenler hakkında suç duyurusunda
bulunacağız” dedi. (cervecihaber.com)

Saturday, October 8, 2011

9 Ekim Kozak Karahayıt Köyü Buluşması




“KOZAK YAYLASI’NI VERMEYECEĞİZ!”
Tarih: 05.10.2011 Saat: 23:33
Konu: EDREMİT HABERLERİ

   9 EKİM’DE KARAHAYIT VE KOZAK’TA BULUŞALIM




      ENVER DOLGUN EDREMİT


KARAHAYIT KÖYÜ’NE DAYATILAN KARA YAZGIYA HAYIR 
            GÜMÇED Edremit Körfez Şubesi ve Güzel Edremit Körfezi Bekçileri olarak, Kazdağı’mız, Madra Dağı’mız ve tüm yaşam alanlarımız için yıllardır sürdürdüğümüz çevre mücadelemiz kararlılıkla devam ediyor. Dağlarımızdaki yüze yakın maden ruhsatı en büyük çevresel yıkım dayatmasıdır. Kozak Yaylası Madra Dağımızın en görkemli kesimidir. Bir yeryüzü cenenneti olan Kozak’ta bile onlarca maden ruhsatı yaşama geçirilmeye çalışılıyor. Kaplan Köyü’nde KOZA Altın hukuksuz katliamlarına devam ediyor. Fıstık rekoltesi olağanüstü düşüş yaşıyor. Meşhur Kozak üzümleri köylünün deyişiyle “çok bozuldu”. Karahayıt Köyü’nde ise bir insanlık dramı yaşanıyor. Madra Barajı’nın su toplama havzasında izin verilen demir madeninin cevher zenginleştirme sahası, yani fabrikası Karahayıt’ta Karahayıtlılara yaşamı zindan ederek konuşlandırıldı. Üstelik köyün hemen dibinde ve yaşamları için can damarı olan meraları ellerinden alınarak madencilere tahsis edildi. Bu yetmezmiş gibi şimdi cevher zenginleştirme faaliyetinden dolayı oluşan tozlar canlı yaşamı yok ediyor. Hayvanlar otlayamıyor, her yer toz içinde. Süt sağılan kaplara bile toz doluyor. Ayrıca toza boğulan Karahayıtlıların sık sık suları kesiliyor. Fakir ama onurlu ve dengeli bir çevrede yaşayan köylü kardeşlerimizin yaşam hakları bu şekilde ellerinden alınıyor. BİLFER Madencilik para kazanacak diye, Karahayıtlının yaşamı neden yok edilir? Ve de Madra Barajı’nın suları bu demir madeni ile neden risk edilir? Dünyanın hangi uygar ülkesinde bunlar reva görülür? Bu uygulamalar ancak ve ne yazık ki sömürge ülkelerde karşılaşılan uygulamalardır.

Tüm bu kabul edilemez yaptırımları protesto etmek, Karahayıtlıların ve Kozaklıların yanında olduğumuzu bir kez daha haykırmak üzere, 9 Ekim Pazar günü saat 12.00’de herkesi Karahayıt Köyü’ne bekliyoruz.
           
Karahayıt’a dayatılan kara yazgıya HAYIR!
Kozak Yaylası’nda  maden talanına HAYIR!
            Katılımınız ve katkınızla çok önemli kültürel bir miras olan Kazdağı’mızı sonsuza kadar koruyacak ve onu gelecek kuşaklara onurla ve güvenle teslim edebileceğiz.

Tuesday, January 18, 2011

Kese kağıdından torba yapıyoruz


Ayvalık Çevre Derneği tarafından hazırlanan proje kapsamında birlikte çalıştık.ilçe, belde ve köylerdeki okullarda gönüllü öğrencilerin performans dersleri dâhilinde, Ayfer Özcan’ın verdiği ikişer saatlik kurslarda minik öğrencilere kese kâğıdı yapımı öğretilmeye çalışılıyor.

24 Aralık 2010 ve 7 Ocak 2011 tarihilerinde, İstiklal İlköğretim Okulunda başlayan kese kâğıdı yapımı kursunda, yaklaşık 20 öğrenciye verilen eğitime, Başkanımız Nuray Özer, Başkan Yardımcımız Övünç Uğuz, Yönetim Kurulu Üyemiz Kafiye Özer'in yanısıra Okul Müdür Yardımcısı ve okulun Çevre Kulübü Rehber Öğretmeni de katıldı.
Projenin ikinci aşamasında ise 14 Ocak ve 21 Ocak 2011 tarihlerinde 15 Eylül İlköğretim Okulunda etkinlik düzenlenmesi planlandı.
14 Ocak 2011 tarihinde yapılan etkinliğe yaklaşık 30 öğrenci katıldı.

Öte yandan, Ayfer Özcan tarafından kese kâğıdı yapımının mini kursla verilmesinden
son derece mutlu oldukları gözlenen miniklerin, kese kâğıdı yapımını evlerinde de sürdürerek, yapacakları kese kâğıtlarının üzerine resimler çizerek, bunları arkadaşlarına hediye edeceklerini belirttiler. 

Monday, October 4, 2010

10 Ekim de Allianoi ye

10 Ekim de Allianoi ye 
Hareket Yeri:Ayvalık Diasa Market Önü
(Otabüs Kalkış Yeri)
Saat:10:30
İletişim 0532 6159594 - 0532 3752488
ÇYDD-ADD-CUMOK-KASAİD-Çevre Derneği organizasyonudur
Alianoi Antik Kenti Kazı Başkanı Ahmet Yaraş’ın konuk olduğu Ayvalık Cumhuriyet Okurları söyleşisinde ülkemiz ve Ayvalık için önemli konular gündeme geldi. Ahmet Yaraş, herkesi yaşanan insanlık dramına şahit olmaya, 10 Ekim’de Allianoi’ye davet ederken söyleşide, Ayvalık Verem Savaş Dispanserinin kapanmaması ve Gazeteci Bekir Coşkun’un Haber Türk Gazetesinden ayrılmasıyla ilgili konular da görüşüldü.

Gazeteci Bekir Coşkun’a yönelik bir şiirle başlayan Ayvalık CUMOK söyleşisinde hem ülke hem de Ayvalık gündemini ilgilendiren önemli konular gündeme geldi. Ayvalık CUMOK Dönem Sorumlusu Aysel Namlı, “Özellikle yoksul vatandaşlarımızın gittiği Verem Savaş Dispanserinin kapanmaması için çalışmalar yapılıyor” diyerek sözü Ayvalık Verem Savaş Derneği Başkanı İbrahim Meriç’e bıraktı. İbrahim Meriç, Ayvalık Verem Savaş Dispanserinin üstlendiği önemli görevi ve neden kapanmaması gerektiğini katılımcılara aktardı. ADD Genel Başkanı Tansel Çölaşan ise, Türkiye’de kararları Türk hükümetlerinin vermediğini söyledi.

“ALLİANOİ’DE Kİ İNSANLIK DRAMINA ŞAHİT OLUN”

Allianoi’de son gördüklerinden sonra boğazının düğümlendiğini belirten Kazı başkanı Ahmet Yaraş, “Kazılmamış, hiç bir şey yokmuş gibi bir şey söz konusu. Ne Kültür Bakanlığı yetkilileri ne de Devlet su İşleri yetkilileri şu an yapılan katliamı belgelemiyor. Amaç unutturmak. Zaten şu an yolları da kapatmışlar. Zor bir konu. Bir katliama tanık olmak, bir insanlık suçunu yaşamak ve sizlerle paylaşmak çok zor. Yaklaşık 30 civarında genç arkadaşımla tırnaklarımızla kazdık orayı ve 9 yıl orada çalıştık. 1998 yılında atandığımda bugün o gördüğünüz yerler buğday başakları altındaydı. Mimari kalıntı olarak kısa zamanda çok büyük bir ören yeriyle karşı karşıya olduğumuzu anladık. Başlı başına bir sağlık merkezi olduğu anlaşıldı. Ama 1904 yılından beri kullanılan bir ılıca vardı. İçinde sıcak suyu vardı. Kadın hastalıkları ve romatizmaya iyi geldiği söyleniyordu. Bölge halkı bu sudan yararlanıyordu. Şimdi bugün dünyanın en iyi korunmuş ılıcasının üstünü kapatıyorlar. Böyle bir trajedi. 400 tane metal tıp aleti bulundu ki bu dünyada bir ören yerinde bu kadar yoğun bulunmuş bir koleksiyon yok. Genellikle antik çağda doktor mezarlarında kullandıkları aletleri bulunur. Bu 400 tane cerrahi aletin özellikle cerrahi müdahalelerde kullanıldığını söylersem antik çağda buranın ne kadar önemli olduğunu belirtmiş olurum sanırım. 480 tane cam eşya envanterlik olarak sergilendi. Kısaca söylemek gerekirse küçük buluntu olarak ta son derece zengin. Sikke buluntuları bile başlı başına bir koleksiyon. Bu buluntularla bir müze oluşturmak mümkün. Buluntu olarak çok zengin ama bunlardan öte terminoloji açısından da önemli. Çok sayıda ahşap buluntu ele geçirildi. Farmakoloji açısından da çok zengin. 2006 yılından itibaren bu çalışmaların bitmesi gerektiğini söylediler. 2005 yılına kadar geçte olsa ödenekler gönderildi. 2006 yılında ise sadece kazı ruhsatı geldi. Ödenek gelmedi. Bilinçli bir taktik olduğu ortada. Halkın ve aydınların desteğiyle o yıl çok ciddi kazılar yapıldı ve çok zengin buluntularla karşılaştık. 2007 yılında ‘bu adamlar para buluyor’ diyerek ruhsatı göndermediler ve o yıllardan sonra ruhsat gelmedi ve bugün üstününün kapatılmasıyla ilgili Devlet su İşlerinin azimli çalışmasıyla karşı karşıyayız. Kültür Bakanlığına başvurdum olmadı. Sonra başvurdum kurulda gündeme aldılar 1999’un sonunda buranın birinci derece sit alanı olması için karar alındı. 2001 yılında ilan edilmiş fakat dağıtmamışlar. Kurul kararı ilgili çevrelere iletilmezse karar alınsa bile bir geçerliliği yoktur. Bu 2001 sonunda ortaya çıktı. Sümen altı edilmiş. Bundan sonra nasıl bir hukuku arkadan dolanmak, nasıl bir ikilem yaratmak hepsini yaşadım. Sit alanı ilan edildi hemen arkasından DSİ ‘buranın toprakla kapatılması korumak için şarttır’ dedi. İzmir’deki kuruldan bir türlü su altında bırakmak için gereken kararı alamadılar. Sonraki süreçte koruma kurulu üyelerini kendi lehlerine değiştirdiler. Sonra kültür bakanlığı bir bilim komisyonu oluştursun dediler. 2005 yılında öneri getirildi ilgili komisyon oluşturulması için. Bilim komisyonunun yazıldığı raporda sümen altı edildi. 16 tane dava oldu. Bunları onlarca avukat arkadaş takip ediyor ben 12 yıldır bu işle uğraşıyorum. Hızla toprakla üzerini kapatıyorlar. Bir sene sonra Türkiye bu konuyla ilgili suçlansa yalnızca Türkiye’yi yurt dışında bir kez daha mahkûm edeceğiz ama önemli bir antik kent sonsuza kadar yok olacak” dedi.

“SADECE YÜZDE 20’Sİ KAZILDI”

Allianoi bir mihenk taşı olduğunu söyleyen Yaraş, “Bu ülkede belki binlerce Allianoi var. yüzde 20’si kazıldı. Hakkında yazı yazılsa destan olur. Bu tanıklığa, bu insanlık dramına sizinde şahit olmanız gerek. 10 Ekim’de sizleri orada ağırlamak istiyorum. Yönetimdeki insanlar anlasınlar. Bizler uyumuyoruz. Her şeyin farkındayız ama halkın biraz daha yaşaması ve gözlemlemesi gerekiyor. İki tane gavur taşı için bizi bekletmeyin hocam diyenler şimdi iktidarda” dedi.

Nilgün KAYA

Friday, August 13, 2010

Artık Anlayın!


KİM NE DERSE DESİN, SİZ BİLİME İNANIN, BİLİM DİYOR Kİ; KOZAK YAYLASINDA ALTIN ARAMAK CİNAYETTİR!
GELECEĞİMİZ 20 YILLA SINIRLI KALMASIN!
20 YIL SONRA MADENCİLER BURADA MI OLACAKLAR?
20 YIL SONRA MADENCİLER BURADA OLMAYACAKLAR!
20 YIL SONRA ELİMİZDE NE KALACAK!
UNUTMA !.. 20 YIL SONRA ELİNİZDE SADECE BU BOŞ BARDAK KALACAK..
20 YIL SONRA ÇAMLARIMIZ SARARMIŞ, ÇOCUKLARIMIZ HASTA, BELKİ DE KÖYLERİMİZ TERK EDİLMİŞ OLACAK!
BUGÜNÜ YAŞARKEN, YARIN; COCUKLARIMIZA VE KÖYÜMÜZE NELER GETİRECEK UNUTMAYALIM.
DEDELERİMİZİN, BABALARIMIZIN BIRAKTIKLARI BİZİ YAŞATTI, BİZİM BIRAKTIKLARIMIZ ÇOCUKLARIMIZI YAŞATACAK MI?
20 YIL SONRA MADENCİLER BURADA MI OLACAK, YA SİZ? YA ÇOCUKLARINIZ NEREDE OLACAK!
20 YIL SONRA MADENCİLER BURADA MI OLACAK, SARARMIŞ ÇAMLAR, KAZILMIŞ TOPRAKLAR ÇOCUKLARINIZA KALACAK!
KİM NE DERSE DESİN KOZAK YAYLASI BİTİYOR! SUYUMUZA, AĞACIMIZA, NESLİMİZİN GELECEĞİNE İPOTEK KONULUYOR.
EV YIKILIR, YENİDEN YAPILIR. DOĞA YIKILIRSA EVSİZ KALINIR.
KOZAK YAYLASINDA ALTIN ARAMAK CİNAYETTİR.
BU BARDAK KOZAK TOPRAĞINDAN YAPILMIŞTIR, ARTIK TEMİZ TOPRAK OLMADIĞI İÇİN YAPILAMIYACAK.
BU KİLİM KOZAK YAYLASINDA DOKUNUYORDU, ARTIK DOKUNAMIYACAK, CUNKU HAYVANLARIMIZ ÖLECEK, KÜLTÜRÜMÜZ YOK OLACAK.
BU ÇAM BİR DAHA GÖRÜLEMEYECEK, BU SU BİR DAHA İÇİLEMEYECEK, BU FISTIK BİR DAHA YETİŞMEYECEK, ÇÜNKÜ KOZAK YAYLASININ DOĞASI DEĞİŞTİRİLİYOR, DEĞİŞECECEK.
BU YOLLAR, MADEN KAMYONLARI İÇİN YAPILMADI, BU YOLLAR BİZİM YOLLARIMIZDIR. TEHLİKEYE DUR DEMELİYİZ.

Monday, April 19, 2010

Altın İle İlgili Birkaç Soru Var Bilemediğimiz

Suyun Yanında ,barajın yanında olması gereklimi bu madenciliğin
insanlar hayvanlar bu sulardan faydalanıyor ama maden suyu kirletiyor diye düşünüyorum doğrumu?

Tarım yapılamıyormuş buralarda artık bitki örtüsü ölüyormuş ,sizin diktiğiniz çamlar ve zeytin ağaçları varmış ama hep aynı boydalarmış ,ağaçlar tutmadığı için sökülüp yeniden dikiliyormuş ve böylece hep yeşilmiş gibi kalıyormuş doğrumu ?

Sudan zehirlenmeler oluyormuş doğrumu ?İki tane çocuğun öldüğü söyleniyor ?

Bu köylüler fıstıklarını yurt dışına satabiliyorlarmış acaba maden duyulduktan sonra yurt dışındaki firmalar o fıstıkları satın alacaklarmı?Köylü neyapacak sizemi muhtaç kalacak?

Yeni bir töre geleneği başlatmışsınız oralarda Madende çalışanlar ve madende çalışmayanlar diye köyü ikiye bölerek,birbirine düşman ve hatta birbirine silah çeken,düne kadar birbirleriyle dostaça yaşayan insanları düşman etmişsiniz birbirine doğrumu?

Dünyanın en önemli nadide bitki örtüsü ve ağaçlarının bulunduğu doğal bir milli park olan  kozak nasıl birileri tarafından yok ediliyor,neden hiç kimse engelleyemiyor?

Bu konu sanırım Uğur Dündar vb önemli gazetecilerimiz tarafından önemli görülmüyormuş ve bu yüzden televizyonlara taşınamıyormuş?Objektif ve tarafsız olduğunu düşündüğümüz vatansever gazetecilerimiz acaba nasıl böyle bir konuyu atlıyorlar?

Tema Vakfı onursal başkanı Hayrettin KARACA, 16-17 nisan tarihlerinde Bergama Kozak yaylasına geldi. Ve Çukuralan köyünde ki orman kesim sahasına sokulmadığı gibi Koza madencilik görevlisi bir mühendis tarafından hakarete ve saygısızlığa uğrayan Hayrettin KARACA, bölgeyi göremeden ayrılmak zorunda kaldı dediler doğrumu?

Thursday, February 23, 2012

Çevreciler kazandı, altıncılar kaybetti

Çevreciler kazandı, 

altıncılar kaybetti

Kazdağları’nda yapılmak istenen
altınişletmeciliğine karşı direnişte
yöre Kızılelma köylüleri büyük birzafer
kazandı.
Yüzlerce jandarma Çanakkale ve
diğer köylerden gelenleri Valinin
talimatıile sokmamaya çalışırken
köye tepelerden,tarlalardan girildi.
Köylüler altıncı şirketin
adamlarını teneke çalarak köylerinden
kovdu. Kirazlı da ise ÇED toplantısında
sadece şirket çalışanları bilgilendirilirken
Çevre Platformu Savcılığa suç duyurusunda
bulunacağını açıkladı.
Kazdağları’nda altın madeni istemeyen yöre
halkının, bir süredir altıncı şirketlerin ÇED
Halkı Bilgilendirme Toplantılarına izin
vermemesive maden yetkililerini köylerinden kovmasına
bir yenisi daha eklendi. Çan Kızılelma Köyünde yapılmak istenen ÇED toplantısına
katılmak isteyen çevreciler, Jandarma’nın engellemesiile karşılaştı. Kızılelma köyü
girişinde durdurulan gruplarınüstü arandı ve köye girmelerine izin verilmedi.
Tepe ve tarlalardan köye yürüdüler
Bunu haber alan Kızılelma köylüleri grubun durdurulduğu bölgeye kadar yürüdü.
Jandarma ile görüşen ancak bir sonuç alamayan köy halkı çevrecilerle birlikte
tarlalardan ve tepelerdenbarikatı aşarak toplantının yapılacağı bölgeye geri geldi.
Daha sonra toplantının yapılacağı muhtarlık binasınagiren köy halkı madencileri
kovdu.
Aynı köyde yapılması planlanan Çamyurt köyündeki altın madeni ile ilgili
ÇED toplantısı da köylülerin yoğun tepkisi nedeniyle yapılmadı. Kirazlıda
geçekleştirilenÇED toplantısına ise vatandaşlar yerine şirket çalışanları katıldı. Toplantıyı
yönetenÇevre ve Şehircilik İl Müdürü Namık Güver, şirket çalışanlarının ÇED konusunda
bilgilendirilmesini sağladı.
Çanakkale Çevre Platformu Dönem Sözcüsü Hicri Nalbant, savcılığa suç
duyurusunda bulunacaklarını açıkladı.  Gerginliğin artması üzerine bölgeye
İl Jandarma Alay Komutanı Kıdemli Albay Sayit Koca da geldi. Valilikten gelen
genelgeyi uyguladıklarını belirten Koca, vatandaşın geçişlerine izin vermeyeceğini
söyledi.
Kirazlı köyünde yaşananlara sert tepki gösteren Belediye Başkan Vekili Muharrem
Erkek,“Çocuklarımızın, Çanakkale’nin geleceğine duyarlı olduğumuz için buradayız. 
Yarın öbür gün bu altını çıkartan şirketler buradan gidecek. Biz yine bu topraklarda 
yaşayacağız. Bu bölgede yaşayan herkesin bu toplantıya katılma hakkı vardır. 
Biz bu yöre insanına destek vermek için buradayız. Mücadeleye inandığımız için buradayız. 
Biz talimat genelge devleti değiliz biz hukuk devletiyiz. Her şeye rağmen 
hakkımızı hukuka uygun kullanacağız. Bu toplantının hukuken bir geçerliliği yok” dedi.
Suç duyurusunda bulunacaklar
Çanakkale Çevre Platformu Dönem Sözcüsü Hicri Nalbant, altın şirketi elemanları
kamu görevlileri ve şirketin kiralık tuttuğu elemanlarla toplantı yapıldığını belirterek,
“Baro temsilcisi, köy muhtarı ve ben, bunu belgeleyen tutanak tutuk.
Yasadışı toplantıyı düzenleyenler hakkında suç duyurusunda
bulunacağız” dedi. (cervecihaber.com)

Saturday, October 8, 2011

9 Ekim Kozak Karahayıt Köyü Buluşması




“KOZAK YAYLASI’NI VERMEYECEĞİZ!”
Tarih: 05.10.2011 Saat: 23:33
Konu: EDREMİT HABERLERİ

   9 EKİM’DE KARAHAYIT VE KOZAK’TA BULUŞALIM




      ENVER DOLGUN EDREMİT


KARAHAYIT KÖYÜ’NE DAYATILAN KARA YAZGIYA HAYIR 
            GÜMÇED Edremit Körfez Şubesi ve Güzel Edremit Körfezi Bekçileri olarak, Kazdağı’mız, Madra Dağı’mız ve tüm yaşam alanlarımız için yıllardır sürdürdüğümüz çevre mücadelemiz kararlılıkla devam ediyor. Dağlarımızdaki yüze yakın maden ruhsatı en büyük çevresel yıkım dayatmasıdır. Kozak Yaylası Madra Dağımızın en görkemli kesimidir. Bir yeryüzü cenenneti olan Kozak’ta bile onlarca maden ruhsatı yaşama geçirilmeye çalışılıyor. Kaplan Köyü’nde KOZA Altın hukuksuz katliamlarına devam ediyor. Fıstık rekoltesi olağanüstü düşüş yaşıyor. Meşhur Kozak üzümleri köylünün deyişiyle “çok bozuldu”. Karahayıt Köyü’nde ise bir insanlık dramı yaşanıyor. Madra Barajı’nın su toplama havzasında izin verilen demir madeninin cevher zenginleştirme sahası, yani fabrikası Karahayıt’ta Karahayıtlılara yaşamı zindan ederek konuşlandırıldı. Üstelik köyün hemen dibinde ve yaşamları için can damarı olan meraları ellerinden alınarak madencilere tahsis edildi. Bu yetmezmiş gibi şimdi cevher zenginleştirme faaliyetinden dolayı oluşan tozlar canlı yaşamı yok ediyor. Hayvanlar otlayamıyor, her yer toz içinde. Süt sağılan kaplara bile toz doluyor. Ayrıca toza boğulan Karahayıtlıların sık sık suları kesiliyor. Fakir ama onurlu ve dengeli bir çevrede yaşayan köylü kardeşlerimizin yaşam hakları bu şekilde ellerinden alınıyor. BİLFER Madencilik para kazanacak diye, Karahayıtlının yaşamı neden yok edilir? Ve de Madra Barajı’nın suları bu demir madeni ile neden risk edilir? Dünyanın hangi uygar ülkesinde bunlar reva görülür? Bu uygulamalar ancak ve ne yazık ki sömürge ülkelerde karşılaşılan uygulamalardır.

Tüm bu kabul edilemez yaptırımları protesto etmek, Karahayıtlıların ve Kozaklıların yanında olduğumuzu bir kez daha haykırmak üzere, 9 Ekim Pazar günü saat 12.00’de herkesi Karahayıt Köyü’ne bekliyoruz.
           
Karahayıt’a dayatılan kara yazgıya HAYIR!
Kozak Yaylası’nda  maden talanına HAYIR!
            Katılımınız ve katkınızla çok önemli kültürel bir miras olan Kazdağı’mızı sonsuza kadar koruyacak ve onu gelecek kuşaklara onurla ve güvenle teslim edebileceğiz.

Tuesday, January 18, 2011

Kese kağıdından torba yapıyoruz


Ayvalık Çevre Derneği tarafından hazırlanan proje kapsamında birlikte çalıştık.ilçe, belde ve köylerdeki okullarda gönüllü öğrencilerin performans dersleri dâhilinde, Ayfer Özcan’ın verdiği ikişer saatlik kurslarda minik öğrencilere kese kâğıdı yapımı öğretilmeye çalışılıyor.

24 Aralık 2010 ve 7 Ocak 2011 tarihilerinde, İstiklal İlköğretim Okulunda başlayan kese kâğıdı yapımı kursunda, yaklaşık 20 öğrenciye verilen eğitime, Başkanımız Nuray Özer, Başkan Yardımcımız Övünç Uğuz, Yönetim Kurulu Üyemiz Kafiye Özer'in yanısıra Okul Müdür Yardımcısı ve okulun Çevre Kulübü Rehber Öğretmeni de katıldı.
Projenin ikinci aşamasında ise 14 Ocak ve 21 Ocak 2011 tarihlerinde 15 Eylül İlköğretim Okulunda etkinlik düzenlenmesi planlandı.
14 Ocak 2011 tarihinde yapılan etkinliğe yaklaşık 30 öğrenci katıldı.

Öte yandan, Ayfer Özcan tarafından kese kâğıdı yapımının mini kursla verilmesinden
son derece mutlu oldukları gözlenen miniklerin, kese kâğıdı yapımını evlerinde de sürdürerek, yapacakları kese kâğıtlarının üzerine resimler çizerek, bunları arkadaşlarına hediye edeceklerini belirttiler. 

Monday, October 4, 2010

10 Ekim de Allianoi ye

10 Ekim de Allianoi ye 
Hareket Yeri:Ayvalık Diasa Market Önü
(Otabüs Kalkış Yeri)
Saat:10:30
İletişim 0532 6159594 - 0532 3752488
ÇYDD-ADD-CUMOK-KASAİD-Çevre Derneği organizasyonudur
Alianoi Antik Kenti Kazı Başkanı Ahmet Yaraş’ın konuk olduğu Ayvalık Cumhuriyet Okurları söyleşisinde ülkemiz ve Ayvalık için önemli konular gündeme geldi. Ahmet Yaraş, herkesi yaşanan insanlık dramına şahit olmaya, 10 Ekim’de Allianoi’ye davet ederken söyleşide, Ayvalık Verem Savaş Dispanserinin kapanmaması ve Gazeteci Bekir Coşkun’un Haber Türk Gazetesinden ayrılmasıyla ilgili konular da görüşüldü.

Gazeteci Bekir Coşkun’a yönelik bir şiirle başlayan Ayvalık CUMOK söyleşisinde hem ülke hem de Ayvalık gündemini ilgilendiren önemli konular gündeme geldi. Ayvalık CUMOK Dönem Sorumlusu Aysel Namlı, “Özellikle yoksul vatandaşlarımızın gittiği Verem Savaş Dispanserinin kapanmaması için çalışmalar yapılıyor” diyerek sözü Ayvalık Verem Savaş Derneği Başkanı İbrahim Meriç’e bıraktı. İbrahim Meriç, Ayvalık Verem Savaş Dispanserinin üstlendiği önemli görevi ve neden kapanmaması gerektiğini katılımcılara aktardı. ADD Genel Başkanı Tansel Çölaşan ise, Türkiye’de kararları Türk hükümetlerinin vermediğini söyledi.

“ALLİANOİ’DE Kİ İNSANLIK DRAMINA ŞAHİT OLUN”

Allianoi’de son gördüklerinden sonra boğazının düğümlendiğini belirten Kazı başkanı Ahmet Yaraş, “Kazılmamış, hiç bir şey yokmuş gibi bir şey söz konusu. Ne Kültür Bakanlığı yetkilileri ne de Devlet su İşleri yetkilileri şu an yapılan katliamı belgelemiyor. Amaç unutturmak. Zaten şu an yolları da kapatmışlar. Zor bir konu. Bir katliama tanık olmak, bir insanlık suçunu yaşamak ve sizlerle paylaşmak çok zor. Yaklaşık 30 civarında genç arkadaşımla tırnaklarımızla kazdık orayı ve 9 yıl orada çalıştık. 1998 yılında atandığımda bugün o gördüğünüz yerler buğday başakları altındaydı. Mimari kalıntı olarak kısa zamanda çok büyük bir ören yeriyle karşı karşıya olduğumuzu anladık. Başlı başına bir sağlık merkezi olduğu anlaşıldı. Ama 1904 yılından beri kullanılan bir ılıca vardı. İçinde sıcak suyu vardı. Kadın hastalıkları ve romatizmaya iyi geldiği söyleniyordu. Bölge halkı bu sudan yararlanıyordu. Şimdi bugün dünyanın en iyi korunmuş ılıcasının üstünü kapatıyorlar. Böyle bir trajedi. 400 tane metal tıp aleti bulundu ki bu dünyada bir ören yerinde bu kadar yoğun bulunmuş bir koleksiyon yok. Genellikle antik çağda doktor mezarlarında kullandıkları aletleri bulunur. Bu 400 tane cerrahi aletin özellikle cerrahi müdahalelerde kullanıldığını söylersem antik çağda buranın ne kadar önemli olduğunu belirtmiş olurum sanırım. 480 tane cam eşya envanterlik olarak sergilendi. Kısaca söylemek gerekirse küçük buluntu olarak ta son derece zengin. Sikke buluntuları bile başlı başına bir koleksiyon. Bu buluntularla bir müze oluşturmak mümkün. Buluntu olarak çok zengin ama bunlardan öte terminoloji açısından da önemli. Çok sayıda ahşap buluntu ele geçirildi. Farmakoloji açısından da çok zengin. 2006 yılından itibaren bu çalışmaların bitmesi gerektiğini söylediler. 2005 yılına kadar geçte olsa ödenekler gönderildi. 2006 yılında ise sadece kazı ruhsatı geldi. Ödenek gelmedi. Bilinçli bir taktik olduğu ortada. Halkın ve aydınların desteğiyle o yıl çok ciddi kazılar yapıldı ve çok zengin buluntularla karşılaştık. 2007 yılında ‘bu adamlar para buluyor’ diyerek ruhsatı göndermediler ve o yıllardan sonra ruhsat gelmedi ve bugün üstününün kapatılmasıyla ilgili Devlet su İşlerinin azimli çalışmasıyla karşı karşıyayız. Kültür Bakanlığına başvurdum olmadı. Sonra başvurdum kurulda gündeme aldılar 1999’un sonunda buranın birinci derece sit alanı olması için karar alındı. 2001 yılında ilan edilmiş fakat dağıtmamışlar. Kurul kararı ilgili çevrelere iletilmezse karar alınsa bile bir geçerliliği yoktur. Bu 2001 sonunda ortaya çıktı. Sümen altı edilmiş. Bundan sonra nasıl bir hukuku arkadan dolanmak, nasıl bir ikilem yaratmak hepsini yaşadım. Sit alanı ilan edildi hemen arkasından DSİ ‘buranın toprakla kapatılması korumak için şarttır’ dedi. İzmir’deki kuruldan bir türlü su altında bırakmak için gereken kararı alamadılar. Sonraki süreçte koruma kurulu üyelerini kendi lehlerine değiştirdiler. Sonra kültür bakanlığı bir bilim komisyonu oluştursun dediler. 2005 yılında öneri getirildi ilgili komisyon oluşturulması için. Bilim komisyonunun yazıldığı raporda sümen altı edildi. 16 tane dava oldu. Bunları onlarca avukat arkadaş takip ediyor ben 12 yıldır bu işle uğraşıyorum. Hızla toprakla üzerini kapatıyorlar. Bir sene sonra Türkiye bu konuyla ilgili suçlansa yalnızca Türkiye’yi yurt dışında bir kez daha mahkûm edeceğiz ama önemli bir antik kent sonsuza kadar yok olacak” dedi.

“SADECE YÜZDE 20’Sİ KAZILDI”

Allianoi bir mihenk taşı olduğunu söyleyen Yaraş, “Bu ülkede belki binlerce Allianoi var. yüzde 20’si kazıldı. Hakkında yazı yazılsa destan olur. Bu tanıklığa, bu insanlık dramına sizinde şahit olmanız gerek. 10 Ekim’de sizleri orada ağırlamak istiyorum. Yönetimdeki insanlar anlasınlar. Bizler uyumuyoruz. Her şeyin farkındayız ama halkın biraz daha yaşaması ve gözlemlemesi gerekiyor. İki tane gavur taşı için bizi bekletmeyin hocam diyenler şimdi iktidarda” dedi.

Nilgün KAYA

Friday, August 13, 2010

Artık Anlayın!


KİM NE DERSE DESİN, SİZ BİLİME İNANIN, BİLİM DİYOR Kİ; KOZAK YAYLASINDA ALTIN ARAMAK CİNAYETTİR!
GELECEĞİMİZ 20 YILLA SINIRLI KALMASIN!
20 YIL SONRA MADENCİLER BURADA MI OLACAKLAR?
20 YIL SONRA MADENCİLER BURADA OLMAYACAKLAR!
20 YIL SONRA ELİMİZDE NE KALACAK!
UNUTMA !.. 20 YIL SONRA ELİNİZDE SADECE BU BOŞ BARDAK KALACAK..
20 YIL SONRA ÇAMLARIMIZ SARARMIŞ, ÇOCUKLARIMIZ HASTA, BELKİ DE KÖYLERİMİZ TERK EDİLMİŞ OLACAK!
BUGÜNÜ YAŞARKEN, YARIN; COCUKLARIMIZA VE KÖYÜMÜZE NELER GETİRECEK UNUTMAYALIM.
DEDELERİMİZİN, BABALARIMIZIN BIRAKTIKLARI BİZİ YAŞATTI, BİZİM BIRAKTIKLARIMIZ ÇOCUKLARIMIZI YAŞATACAK MI?
20 YIL SONRA MADENCİLER BURADA MI OLACAK, YA SİZ? YA ÇOCUKLARINIZ NEREDE OLACAK!
20 YIL SONRA MADENCİLER BURADA MI OLACAK, SARARMIŞ ÇAMLAR, KAZILMIŞ TOPRAKLAR ÇOCUKLARINIZA KALACAK!
KİM NE DERSE DESİN KOZAK YAYLASI BİTİYOR! SUYUMUZA, AĞACIMIZA, NESLİMİZİN GELECEĞİNE İPOTEK KONULUYOR.
EV YIKILIR, YENİDEN YAPILIR. DOĞA YIKILIRSA EVSİZ KALINIR.
KOZAK YAYLASINDA ALTIN ARAMAK CİNAYETTİR.
BU BARDAK KOZAK TOPRAĞINDAN YAPILMIŞTIR, ARTIK TEMİZ TOPRAK OLMADIĞI İÇİN YAPILAMIYACAK.
BU KİLİM KOZAK YAYLASINDA DOKUNUYORDU, ARTIK DOKUNAMIYACAK, CUNKU HAYVANLARIMIZ ÖLECEK, KÜLTÜRÜMÜZ YOK OLACAK.
BU ÇAM BİR DAHA GÖRÜLEMEYECEK, BU SU BİR DAHA İÇİLEMEYECEK, BU FISTIK BİR DAHA YETİŞMEYECEK, ÇÜNKÜ KOZAK YAYLASININ DOĞASI DEĞİŞTİRİLİYOR, DEĞİŞECECEK.
BU YOLLAR, MADEN KAMYONLARI İÇİN YAPILMADI, BU YOLLAR BİZİM YOLLARIMIZDIR. TEHLİKEYE DUR DEMELİYİZ.

Monday, April 19, 2010

Altın İle İlgili Birkaç Soru Var Bilemediğimiz

Suyun Yanında ,barajın yanında olması gereklimi bu madenciliğin
insanlar hayvanlar bu sulardan faydalanıyor ama maden suyu kirletiyor diye düşünüyorum doğrumu?

Tarım yapılamıyormuş buralarda artık bitki örtüsü ölüyormuş ,sizin diktiğiniz çamlar ve zeytin ağaçları varmış ama hep aynı boydalarmış ,ağaçlar tutmadığı için sökülüp yeniden dikiliyormuş ve böylece hep yeşilmiş gibi kalıyormuş doğrumu ?

Sudan zehirlenmeler oluyormuş doğrumu ?İki tane çocuğun öldüğü söyleniyor ?

Bu köylüler fıstıklarını yurt dışına satabiliyorlarmış acaba maden duyulduktan sonra yurt dışındaki firmalar o fıstıkları satın alacaklarmı?Köylü neyapacak sizemi muhtaç kalacak?

Yeni bir töre geleneği başlatmışsınız oralarda Madende çalışanlar ve madende çalışmayanlar diye köyü ikiye bölerek,birbirine düşman ve hatta birbirine silah çeken,düne kadar birbirleriyle dostaça yaşayan insanları düşman etmişsiniz birbirine doğrumu?

Dünyanın en önemli nadide bitki örtüsü ve ağaçlarının bulunduğu doğal bir milli park olan  kozak nasıl birileri tarafından yok ediliyor,neden hiç kimse engelleyemiyor?

Bu konu sanırım Uğur Dündar vb önemli gazetecilerimiz tarafından önemli görülmüyormuş ve bu yüzden televizyonlara taşınamıyormuş?Objektif ve tarafsız olduğunu düşündüğümüz vatansever gazetecilerimiz acaba nasıl böyle bir konuyu atlıyorlar?

Tema Vakfı onursal başkanı Hayrettin KARACA, 16-17 nisan tarihlerinde Bergama Kozak yaylasına geldi. Ve Çukuralan köyünde ki orman kesim sahasına sokulmadığı gibi Koza madencilik görevlisi bir mühendis tarafından hakarete ve saygısızlığa uğrayan Hayrettin KARACA, bölgeyi göremeden ayrılmak zorunda kaldı dediler doğrumu?